|


Evrim teorisi aslında daha ilk aşamada,
yani yeryüzündeki ilk canlı yaşamın nasıl ortaya çıktığı sorusunda
cevapsız kalmaktadır. Evrim, bu soru karşısında canlılığın
tesadüfler sonucunda meydana gelen bir hücreyle başladığını
iddia eder. Senaryoya göre, bundan dört milyar yıl önce, ilkel
dünya atmosferinde birtakım cansız kimyasal maddeler tepkimeye
girmiş, yıldırımların, sarsıntıların etkisiyle karışmış ve
ilk canlı hücre ortaya çıkmıştır.
Bu senaryonun gerçek olması imkansızdır,
çünkü hayat tesadüfi bir şekilde oluşamayacak kadar komplekstir.
En basit bir canlının bile birlikte çalışan milyonlarca parçası
vardır ve bunların her birine organizmanın ana fonksiyonlarının
işlemesi için gereksinim vardır. Evrimci bir bilim adamı olan
W. H. Thorpe, "Canlı hücrelerinin en basitinin sahip olduğu
mekanizma bile, insanoğlunun şimdiye kadar yaptığı, hatta
hayal ettiği bütün makinelerden çok daha komplekstir."91
diyerek bu kompleksliği kabul eder. Bu son derece kompleks
sistemin parçalarının, doğru zamanda, doğru yerde, birden
bire oluşma ve birbirleriyle şans eseri uyum göstermiş olma
ihtimalleri kesinlikle yoktur.
Bu kompleks sistemin Darwinizm'in iddia ettiği gibi, kademe
kademe gelişmiş olması da imkansızdır, çünkü sistem ancak
tüm parçalarıyla eksiksiz olarak var olduğu zaman çalışır,
daha ilkel "kademe"lerde hiçbir işe yaramaz. Nitekim cansız
maddelerin biraraya gelerek canlılığı oluşturabilecekleri
iddiası, bugüne kadar hiçbir deney ya da gözlem tarafından
doğrulanmamış bilim dışı bir iddiadır. Aksine bütün bilimsel
bulgular hayatın sadece hayattan geldiğini göstermiştir. Her
canlı hücre bir başka canlı hücrenin çoğalmasıyla oluşur.
Dünya üzerinde hiç kimse, en gelişmiş laboratuvarlarda dahi,
cansız kimyasal maddeleri biraraya getirip canlı bir hücre
yapmayı başaramamıştır.
Evrim teorisi ise, insan aklı, bilgisi ve teknolojisi sonucunda
bile elde edilemeyen canlı hücresinin, ilkel dünya koşullarında
rastlantılarla doğduğu iddiasındadır.
Ancak bu iddianın ne derece anlamsız olduğu, yine evrimcilerin
kendi itiraflarıyla karşımıza çıkmaktadır. Birçok evrimci
hayatın tesadüflerle, cansız maddelerden ortaya çıktığı iddiasının
imkansızlığını bazı benzetmelerle şöyle itiraf etmişlerdir:
Prof. Fred Hoyle:
Fred Hoyle'ün cansız maddelerden
hayatın kendi kendine oluşmasının imkansızlığını açıkladığı
kitabı; "The Intelligent Universe (Akıllı Evren)"
|
Bütün evreni kaplayan bir hurda yığını
olduğunu varsayın. Ve bu hurda yığınının içinde Boeing 747'ye
ait parçalar ve elektrik devreleri karışık ve birbirinden
bağımsız olarak bulunsun. Bu hurda yığınına bir kasırga isabet
etsin. Bu kasırganın ardından tüm parçaları biraraya gelmiş
uçuşa hazır bir Boeing 747 çıkabilir mi?92
Rubik kübünü uzaktan tanıyan bir kimse
bile kübün yüzlerini rastgele oynatan bir körün çözüm elde
edemeyeceğini kabul edecektir. Şimdi sırası bozulmuş Rubik
küplü 1050 kör insan bulunduğunu ve hepsinin aynı anda çözülmüş
şekle ulaşmaları olasılığını hayal etmeye çalışın. Artık hayatın
bağlı olduğu birçok polimerden sadece bir tanesinin rastgele
yer değiştirmesi fırsatına sahipsiniz. Sadece bio-polimerlerin
değil aynı zamanda programlanmış bir hücrenin çalışması da
ilkel organik çorbada rastgele oluşamazdı. Hayat açıkçası
kozmik bir fenomen olmalı.93
Rubik kübünün olası karışımları
4 x 1019'dur (10milyar kere)
|
Eğer maddenin, organik (cansız) sistemleri
hayata doğru iten bir temel prensibi olsaydı bunun varlığının
laboratuvarda kolaylıkla kanıtlanabilir olması gerekirdi.
İlkel çorbayı temsil etmek üzere, örneğin bir yüzme havuzunu
ele alın. Bunu biyolojik olmayan özellikteki kimyasallarla
istediğiniz gibi doldurun. İstediğiniz gazı üzerine pompalayın
veya arasından isterseniz hoşunuza giden herhangi bir çeşitte
radyasyon verin. Deneyin bir sene sürmesine izin verin ve
o 2.000 enzimden (canlı hücreler tarafından üretilen proteinler)
kaç tanesinin havuzda ortaya çıkacağını görün. Ben cevabını
vereceğim, böylelikle deneyi yapmanın zaman, zorluk ve masrafından
kurtulmuş olursunuz. Muhtemelen aminoasitlerden ve diğer basit
organik kimyasallardan oluşan, kahverengimsi çamurdan başka
hiçbir şey bulamayacaksınız. Bu iddiadan bu kadar emin nasıl
olabilirim? Eğer tam tersi olacak olsaydı, bu deney şimdiye
kadar çoktan yapılmış olurdu ve eğer yapılsaydı dünya çapında
çok iyi bilinip ünlü olurdu. Bunun maliyeti ise Ay'a bir adamı
yerleştirmeyle karşılaştırıldığında çok önemsiz kalacaktır.94
Prof. Fred Hoyle ve Chandra Wickramansinghe
(Wickramansinghe Cardiff Üniversitesi'nde, Uygulamalı Matematik
ve Astronomi profesörüdür):
... Hayat tesadüfi bir başlangıca sahip
olamaz. Evrende var olan bütün maymunları birer daktilonun
başına oturtsanız ve bu maymunlar rastgele daktilonun tuşlarına
bassalar, bu maymunlardan birinin bile Shakespear'in bir çalışmasını
oluşturmaları kesinlikle imkansızdır. Hatta pratikte yanlış
denemelerin konması için gereken çöp kutularının yetmemesi
sebebinden dolayı da bu imkansızdır. Aynısı canlı maddeler
için de doğrudur. Hayatın cansız maddeden kendi kendine oluşma
olasılığı için 1 sayısının yanına 40.000 sıfır koyun. İşte
hayatın cansız maddeden kendi kendine oluşma olasılığı bu
sayıda bir ihtimaldir. Eğer insan, sosyal inançlardan dolayı
veya "bilimin evrime inanması gerekir" şeklindeki eğitiminden
dolayı ön yargılı hale gelmemişse bu basit hesap Darwin'i
ve tüm teoriyi gömmek için yeteri derecede olanaksız bir sayıdır.
Ne bu gezegende ne de bir başkasında, hiçbir ilkel çorba yoktu
ve eğer hayatın başlangıcı rastgele değilse, o zaman belli
bir amaca yönelik bir aklın ürünü olmalıdır.95
Prof. Malcolm Dixon (Biyokimyacı):
Enzim sistemi her dakika tam vardiya çalışan
kimyagerlerin yapamadığını yapıyor. Kimse doğal olarak oluşan
enzimlerin yüzlerce arkadaşı ile beraber şans eseri kendi
kendilerini fark ettiğini ciddi olarak düşünebilir mi? Enzimler
ve enzim sistemleri aynı genetik mekanizmalar gibi mihenk
taşlarıdır. Daha ileri araştırmalar yapıldığında daha iyi
detaylanmış tasarımı açığa çıkarır.96
Michael Pitman (Ünlü biyokimyacı. Enzimlerin
tesadüfen oluşamayacak kadar kompleks bir yapıya sahip olduklarını
şöyle hesaplıyor):
Bilindiği üzere evrende 1080 kadar atom
var ve Big Bang'in patlamasından bu yana 1017 saniye geçti.
Yaşamın devam edebilmesi için de 2000 tane temel enzime ihtiyaç
var. Bu enzimlerden bir tanesinin bile tesadüfen oluşması
için 1020 den daha fazla bir olasılık gerekir. Bütün hepsinin
tesadüfen oluşması için ise 1040000 ihtimal de bir ihtimal
oluşmalıdır. Böyle bir ihtimalin oluşması için bütün evrenin
organik bir çorba olduğunu düşünsek dahi bu imkansızdır.97
Prof. Dr. Ali Demirsoy (Biyolog, Hacettepe
Üniversitesi):
Özünde bir Sitokrom-C'nin dizilimini oluşturmak
için olasılık sıfır denecek kadar azdır. Yani canlılık eğer
belirli bir dizilimi gerektiriyorsa, bu tüm evrende bir defa
oluşacak kadar az olasılığa sahiptir denebilir. Ya da oluşumunda
bizim tanımlayamayacağımız doğaüstü güçler görev yapmıştır.
Bu sonuncusunu kabul etmek bilimsel amaca uygun değildir.
O zaman birinci varsayımı irdelemek gerekir... Sitokrom-C'nin
belli bir aminoasit dizilimini sağlamak, bir maymunun daktiloda
hiç yanlış yapmadan insanlık tarihini yazma olasılığı kadar
azdır (maymunun rastgele tuşlara bastığını kabul ederek).98
William Stokes (Amerikalı evrimci jeolog):
Eğer milyarlarca yıl boyunca, milyarlarca
gezegenin yüzeyi gerekli aminoasitleri içeren sulu bir konsantre
tabakayla dolu olsaydı bile yine (protein) oluşamazdı.99
Andrew Scott (Evrimci biyolog):
Biraz madde alın, karıştırın, ısıtın ve
bekleyin. Bu, hayatın kökeninin modern versiyonudur. Yerçekimi,
elektromanyetizma, zayıf ve güçlü nükleer kuvvetler gibi "temel"
güçler gerisini halledecektir... Peki ama bu kolay hikayenin
ne kadarı sağlam temellere oturmaktadır ve ne kadarı umuda
dayalı spekülasyonlara bağlıdır? Gerçekte, ilk kimyasal maddelerden
canlı hücrelere kadar giden aşamaların bütün mekanizmaları
ya tartışma konusudur ya da tamamen karanlık içindedir.100
Dr. Christian Schwabe (South Carolina Üniversitesi
Tıp Fakültesi'nden):
Moleküler evrim, evrimsel akrabalıkların
ortaya çıkarılması için neredeyse paleontolojiden daha üstün
bir metot olarak kabul edilmeye başlandı. Bir moleküler evrimci
olarak bundan gurur duymam gerekirdi. Ama aksine, türlerin
düzenli bir gelişme kaydettiğini göstermesi gereken moleküler
benzerliklerin pek çok istisnası olması oldukça can sıkıcı
görünüyor. Bu istisnalar o kadar çok ki, gerçekte, istisnaların
ve tuhaflıkların daha önemli bir mesaj taşıdıklarını düşünüyorum.101
Prof. Cemal Yıldırım (Evrimci yazar):
Yaşamın rastgele ortaya çıkamayacağını
kanıtlamak için öne sürülen savlardan birisi de, işe yarayabilecek
bir enzimin oluşma olasılığının inanılmaz düşüklüğüdür. Tipik
bir enzim 100 aminoasitten oluşur. 20 tane aminoasit bulunduğuna
göre, 20100 kombinasyon söz konusudur. Bu kadar
kombinasyon içinde bir seferde şans eseri belli bir enzimin
oluşma olasılığı 10130'da birdir. Yine göz ardı
edilen nokta, moleküler kinetiğin rastlantısal (şans eseri)
olmadığı, işlevsel enzimlerin sürekli oluştuğudur.102
Prof. Dr. Ali Demirsoy :
Bir enzim ortalama 1000 aminoasitten meydana
gelmiştir. 100 aminoasitten meydana gelmiş bir enzimin 20
aminoasitle verdiği kombinasyon 20100'dür. Tüm evrendeki atom
sayısının 1080, evrenin oluşumundan bugüne kadar geçen saniyelerin
sayısının 1016 olduğu düşünülürse, belirli bir dizilime sahip
bir enzimin ortaya çıkma şansının ne kadar düşük olduğu anlaşılabilir.
Bu durumda enzimler nasıl ortaya çıkmıştır?103
Scientific American (Evrimci çizgide yayın
yapan ünlü bilim dergisi):
Muhtemel ilkel dünya koşullarının taklit
edildiği gerçekçi deneylerde, en basit moleküller dahi yalnızca
az miktarlarda üretilmiştir. Daha da kötü olan, bu moleküller
genelde organik moleküllerin ikinci dereceden yapıtaşlarıdır:
Normal etkileri gitgide daha karmakarışık organik karışımları
oluşturmak olan jeokimyasal reaksiyonlar sonucunda nasıl olup
da ayrışabildikleri ve saflaşabildikleri hala bir problem
olarak durmaktadır. Biraz daha kompleks moleküller için bu
zorluk hızla artar. Özellikle nükleotidlerin bütünüyle jeokimyasal
olan kökeni büyük güçlükler arz eder.104
Prof. Chandra Wickramasinghe:
New York Üniversitesi kimya profesörü ve DNA uzmanı Robert
Shapiro, sadece basit bir bakteride bulunan 2000 çeşit proteinin
rastlantısal olarak meydana gelme ihtimalini hesaplamıştır.
Elde edilen rakam, 10 üzeri 40.000'de 1 ihtimaldir. Chandra
Wickramasinghe bu rakam karşısında şu yorumu yapar:
Bu rakam (10 üzeri 40.000) Darwin'i ve
tüm evrim teorisini gömmeye yeterlidir. Bu gezegenin ya da
bir başkasının üzerinde hiçbir zaman (hayatın doğabileceği)
bir ilkel çorba olmamıştır ve yaşamın başlangıcı rastlantısal
olarak gerçekleşemeyeceğine göre, amaçlı bir aklın ürünüdür.105
Carly P. Haskings (Evrimci biyolog; American
Scientist dergisinde yayınlanan bir makalesinden):
... Fakat biyokimyevi genetik sayesinde
evrimle ilgili birçok önemli soru hala cevaplanamamıştır...
Bütün canlılarda, hem DNA eşleşmesi, hem de üzerlerindeki
şifrelerin proteinlere çevrilmesi oldukça spesifik ve uygun
enzimler sayesinde olmaktadır. Aynı zamanda bu enzim moleküllerinin
yapıları da tam olarak bizzat DNA tarafından belirlenmektedir.
İşte bu gerçek, evrimde çok esrarlı bir problemi ortaya çıkarmaktadır.
Acaba evrim olayında, şifrenin kendisi ve bu şifrenin içinden
de proteinlerin sentezinde gerekli olan diğer enzimler beraberce
mi ortaya çıkmıştır? Bu bileşiklerin olağanüstü karmaşıklığı
ve sentezlenmeleri için aralarında hiç aksamayan bir koordinasyonun
olma zorunluluğu göz önüne alındığında, söz konusu zaman çakışmasından
bahsetmek çok saçma olmaktadır. Bu soruya Darwin'in görüşleri
dışında cevap aramalıyız. Çünkü söz konusu durum özel yaratılışı
öngören çok güçlü bir delil oluşturmaktadır.106
Alexander I. Oparin (Rus evrimci):
Maalesef hücrenin meydana gelişi evrim
teorisinin bütününü içine alan en karanlık noktayı oluşturmaktadır.107
Loren Eiseley (Antropolog):
En basit olarak kabul ettiğimiz hücrenin
içindeki fizyokimyasal organizasyonun detaylarını kavramak
bizim kapasitemizi aşmaktadır.108
Prof. Dr. Ali Demirsoy:
Alexander I. Oparin
|
Özünde, döllenmiş bir yumurtadan çok değişik
yapıda ve işlevde birçok hücre grubunun meydana gelmesi şimdiye
kadar doyurucu bir şekilde açıklanamamıştır.109
Prof. Dr. Klaus Dose (Almanya'daki Johannes
Gutenberg Üniversitesi Biyokimya Enstitüsü Başkanı):
Yaşamın kökeni konusunda kimyasal ve moleküler
evrim alanlarında otuz yılı aşkın bir süredir yürütülen tüm
deneyler, yaşamın kökeni sorununa cevap bulmaktansa, sorunun
ne kadar büyük olduğunun kavranmasına neden oldu. Şu anda
bu konudaki bütün teoriler ve deneyler ya bir çıkmaz sokak
içinde bitiyorlar ya da bilgisizlik itiraflarıyla sonuçlanıyorlar.110
Yoğun çabalara rağmen son 30 yıldan bu
yana canlı hücrelerin oluşumunu açıklayabilecek herhangi bir
buluş yapılamadı.111
David A. Kaufman (Florida Üniversitesi):
Evrim, hücrelerle beraber dikkatlice tasarlanmış
genetik kodların kökenine dair kabul edilebilir bir bilimsel
açıklama getirmekten uzak. Ki bunlar olmazsa proteinler ve
dolayısıyla hayat da olamaz.112
Jeokimyacı Jeffrey Bada (San Diego Scripps
Enstitüsü):
Bugün, 20. yüzyılı geride bırakırken,
hala 20. yüzyıla girdiğimizde sahip olduğumuz en büyük çözülmemiş
problemle karşı karşıyayız: Hayat yeryüzünde nasıl başladı?113
Hoimar Von Ditfurth :
Bugünkü bilgilerimiz, evrimin genel ilkesinin
burada gerçekleşmediğini; ilkel hücrenin gelişe gelişe nihayet
çekirdekli, organlı hücreye dönüşmesi gibi bir durumun söz
konusu olmadığını göstermektedir.114
Hücre, daha doğduğu anda gerekli miktarda enzime sahip olmuş
olmalıdır, yani atmosferin oksijeniyle burun buruna gelmeden
önce. "Salt rastlantı" sonucu ortaya çıkmış böyle bir uyum,
gerçekten de mümkün müdür? Bu bütün biyolojik evrimin en temel
sorusudur. Bu soruya verilen yanıta göre düşünürler de öbeklere
ayrılırlar. Bu soruya "evet mümkündür" yanıtı vermek modern
doğa bilimine olan inancı doğrulamak gibi bir şeydir. Biraz
kötü niyetli ifade etmek istersek şöyle de diyebiliriz: Modern
doğa bilimden yana olan kimse, bu soruya 'evet'le yanıt verme
ötesinde bir seçeneğe sahip değildir. Çünkü doğa olaylarını
anlaşılır yollardan açıklamayı kendine hedef kılmış, bunları,
doğaüstü müdahalelerin yardımlarına başvurmadan doğruca doğa
yasalarına dayanarak türetmeyi amaçlamıştır.
Ama işin burasında, olup biteni doğa yasalarıyla, dolayısıyla
"rastlantı" ile açıklaması, söz konusu kimsenin köşeye sıkışmışlığının
belirtisidir. Çünkü bu durumda rastlantıya inanmasın da ne
yapsın? Evrimin gelişmeye devam etmesini sağlamak bakımından
elinde sadece tek bir "soluyabilen" hücre bulunmuş olmasını
doğa bilimsel anlayışa ters düşmeden başka türlü açıklamak
nasıl mümkün olabilir ki?
Oksijene uyum sağlayabilecek tek bir hücrenin, tam o kaçınılmaz
biçimde gerekli olduğu anda ortaya çıkmış oluşunun, sadece
anlamlı bir olayla kalmayıp, bu karmaşık kimyasal tepkimenin
yeryüzündeki hayatın devamı bakımından kesinlikle vazgeçilmez
oluşunu, bilimsel bir yoldan açıklamak istiyorsak, rastlantı
kategorisine başvurmaktan başka çaremiz var mı ki?..
Ama işte belli bir amaca hizmet edici
rastlantıların böyle üst üste birikmesi de, bizim inandırıcılığımızı
tartışılır hale getirmektedir. 115
... İnşaata nerede ve ne zaman başlanacağı ve planın tek
tek parçalarının hangi zaman sırasıyla biraraya getirileceğini
ayrıca belirten projeler yoksa, en iyi plan bile bir işe yaramaz.
Söz konusu olan bir binaysa işe temelden başlayıp, duvarlar
bittikten sonra en son damı yerleştirmemiz gerektiğini biliyoruz.
Ama elektrik ve su tesisatı tamamlanmadan sıvaya da geçemeyiz.
Her inşaatta tıpatıp uygulanan bir mekan düzenleme planının
yanı sıra, inşaatın uyduğu bir zaman düzenlemesi vardır.
İşte doğanın inşaatları ve elbette hücreler
için de geçerlidir bu. Ama hücre düzleminde bu öncelik-sonralık
ilişkisinin nasıl gerçekleştirildiği konusunda hemen hiçbir
şey bilmiyoruz. Hücreye planın hangi bölümünü ne zaman imal
etmesi gerektiğini kimin söylediğini biyologlar henüz bulamadılar.
Bazı genler tam gerektiği anda ve doğru zamanda engellenirken,
gene kimilerinin üzerindeki ambargonun nasıl olup da kalktığı,
baskıcı genler ile baskıyı ortadan kaldırıcı genleri hareket
geçiren komutayı kimin verdiği, tamamen karanlıkta bekleyen
sorulardır...116
Geri dönüp baktığımızda, neredeyse ıstırapla
aranan o geçiş biçimlerini bir türlü bulamamış olmamıza şaşırmamamız
gerektiğini anlıyoruz. Çünkü büyük olasılıkla böyle birara
aşama hiç var olmadı. Bugünkü bilgilerimiz, evrimin genel
ilkesinin burada gerçekleşmediğini; ilkel hücrenin gelişe
gelişe nihayet çekirdekli, organlı hücreye dönüşmesi gibi
bir durumun söz konusu olmadığını göstermektedir.117
Keith Graham:
Başta hayatı meydana getirdiği tahmin
edilen elementlerin bugün hala var olduklarını görüyoruz.
Peki o zaman şimdi niye yaşam oluşturamıyorlar?118
David E. Green ve Robert F. Goldberger:
İlkel hücrelerin, türlerin kökeni için
başlangıç noktası olduğu konusundaki yaygın fikir gerçekten
de hatalıdır. Bu hücreler hakkında işlevsel olarak ilkel olan
hiçbir şey yoktur. Bu hücreler günümüzdeki suretleri gibi
aynı biyokimyasal ekipmanı içermekteydiler. Peki daha sonraki
hücreler nasıl ortaya çıkmıştı? Bu soruya verilecek tek anlamlı
cevap, nasıl olduğunu bilmediğimizdir.119
Prof. Dr. Ali Demirsoy:
Karmaşık hücreler hiçbir zaman ilkel hücrelerden
evrimsel süreç içerisinde gelişerek meydana gelmemiştir.120
Dr. A. Garth Fisher:
Hem hayatın kökeni hem de hayvanların
ana gruplarının kökeni hala bilinmiyor.121
Prof. Dr. Ali Demirsoy:
Esasında bir proteinin ve çekirdek asidinin
(DNA-RNA) oluşma şansı tahminlerin çok ötesinde bir olasılıktır.
Hatta belirli bir protein zincirinin ortaya çıkması şansı
astronomik denecek kadar azdır. Birçoğu bu oluşumların Tanrısal
olduğunu savunur.122
Evrimde açıklanması en zor olan kademelerden
biri de bu ilkel canlılardan, nasıl organelli ve karmaşık
hücrelerin meydana geldiğini bilimsel olarak açıklamaktır.
Esasında bu iki form arasında gerçek bir geçiş formu da bulunamamıştır.
Bir hücreliler ve çok hücreliler bu karmaşık yapıyı tümüyle
taşırlar; herhangi bir şekilde daha basit yapılı organelleri
olan ya da bunlardan birinin daha ilkel olduğu bir grup veya
canlıya rastlanmamıştır. Yani taşınan organeller her haliyle
gelişmiştir. Basit ve ilkel formları yoktur.123
Sorunun en can alıcı noktası, mitokondrilerin
bu özelliği (yani oksijeni enerji elde etme mekanizmasında
kullanmak) nasıl kazandığıdır. Çünkü tek bir bireyin dahi
rastlantı sonucu bu özelliği kazanması aklın alamayacağı kadar
aşırı olasılıkların biraraya toplanmasını gerektirir. (Sitokrom-C'yi
düşünün). Burada evrimsel bir sorunla karşılaşıyoruz. Hücre
gelecek yeni durumu bilerek uyum mu yapmıştır? Daha doğrusu
ata hücre o şekilde yavrular mı oluşturmuştur? Yoksa koşullar
oluşmadan, rastlantı sonucu bu özellikleri taşıyan bir hücre
başarılı bir uyum mu yapmıştı?.. Solunumu sağlayan ve her
kademede değişik şekilde katalizör olarak ödev gören birtakım
enzimler, mekanizmanın özünü oluşturmaktadır. Bu enzim dizisini
bir hücre ya tam içerir ya da bazılarını içermesi anlamsızdır.
Çünkü enzimlerin bazılarının eksik olması herhangi bir sonuca
götürmez. Burada bilimsel düşünceye oldukça ters gelmekle
beraber, daha dogmatik bir açıklama ve spekülasyon yapmamak
için tüm solunum enzimlerinin hücre içerisinde bir defada
ve oksijenle temas etmeden önce, eksiksiz bulunduğunu ister
istemez kabul etmek zorundayız. Ancak bu enzim dizisinin tümüne
rastlantı sonucu sahip olan bir hücre, serbest oksijenli atmosfere
uyum gösterebilecektir.124
Yalnız, burada henüz çözülemeyen bir sorun
vardır. Mitokondriler bu parçalanmaları gerçekleştirirken,
belirli sayıda enzim kullanırlar. Bu enzimlerin bir tanesinin
eksikliği tüm sistemin durmasına neden olur. Ayrıca oksijenli
enerji kazanımı, kademe kademe gelişecek bir sistem olarak
da görünmemektedir. Eksik sistemler elimine edileceklerdir.
Tümü, ancak bir işlev sistemi oluşturur. Bu nedenle buraya
kadar ilke olarak savunduğumuz kademe kademe gelişme yerine,
ister istemez, çok az bir olasılık da olsa, mitokondrilerin
oksijenli tepkimelerini yürütecek tüm enzimlerin bir defada,
bir rastlantı sonucu bir hücreye girdiğini ya da bir defada
o hücre içinde oluştuğunu kabul etmek zorundayız.125
Harold Blum:
Bilinen en küçük proteinlerin bile rastlantısal
olarak meydana gelmesi tümüyle imkansız görünmektedir.126
Britannica Bilim Ansiklopedisi (Evrime olan
inancı ile tanınan bir ansiklopedi):
... Yeryüzündeki tüm canlı organizmalardaki
proteinler gibi karmaşık polimerlerin yapı blokları olan aminoasitlerin
tümü, aynı asimetri tipindedir. Adeta tamamen sol-ellidirler.
Bu, bir bakıma, milyonlarca kez havaya atılan bir paranın
hep tura gelmesine, hiç yazı gelmemesine benzer. Moleküllerin
nasıl sol-el ya da sağ-el olduğu tamamen kavranılamaz. Bu
seçim anlaşılmaz bir biçimde, yeryüzü üzerindeki yaşamın kaynağına
bağlıdır.127
W. R. Bird:
Eşi olmayan dizilim 102.000.000 alternatiften
yalnızca bir seçenektir. İlk yaşamın kaynağının eşsiz bir
olay olduğu ve olasılık ile tartışılamayacağı sonucunu kabul
etmek zorunda kalıyoruz.128
Virüs seviyesinin üzerinde yaşayan en
basit birim inanılmayacak derecede komplekstir. Sanki amip
basit bir başlangıç işlemine sahipmiş gibi amipten insana
evrim sık sık konuşuluyor. Tam bunun tersine, eğer hayatın
basit moleküler bir sistemden geliştiği doğru ise, bu durumdan
amip durumuna kadar gelen sistem en azından amip - insan arasındaki
kadar büyüktür.129
Prof. Michael Pitman (biyolog):
Zamanın hiçbir faydası yoktur. Canlı bir
sistemin dışındaki biyomoleküller zamanla çözülmeye eğilimlidirler,
yapılanmaya değil. Biyomoleküllerin tümü çoğunlukla birkaç
gün dayanacaklardır. Zaman kompleks sistemleri ayrıştırır.
Eğer büyük bir kelime (bir protein) ya da bir paragraf tesadüfen
meydana gelmiş olsa da, zaman onu bozmak için işleyecektir.130
Evrimcilerin DNA'nın Tesadüfen Oluşamayacağı İle İlgili İtirafları
Matematik bugün DNA'da yazılı bilgilerin oluşumunda tesadüfe
yer olmadığını kanıtlamıştır. Değil milyonlarca basamaktan
oluşan DNA molekülünün, DNA'yı oluşturan 200.000 genden tek
bir tanesinin bile tesadüfen oluşabilme ihtimali, imkansız
tanımının dahi zayıf kaldığı bir durumdur. Bu konudaki evrimci
itiraflardan bazıları şöyledir:
Caryl P. Haskins:
Biyokimyasal genetik düzeyinde evrime
ait en kapsamlı sorular hala cevaplandırılmamıştır. Genetik
şifre ilk kez nasıl ortaya çıkmıştı ve nasıl evrimleşmişti?
Bugün yaşayan tüm organizmalarda hem DNA'nın replikasyonu
hem de DNA şifresinin etkili bir şekilde çevirimi süreçleri,
son derece kesin enzimlere gereksinim duymaktadır. Aynı zamanda
bu enzimlerin moleküler yapılarının DNA'nın kendisi tarafından
kesin bir şekilde belirtilmiş olması, dikkate değer evrimci
bir gizemi ortaya çıkarmaktadır... Şifre ve şifreyi çevirme
yolları evrim sürecinde kendiliğinden mi ortaya çıkmıştı?
Böyle bir rastlantının gerçekleşmiş olabileceğine inanmak
neredeyse akıl almazdır. Bu bulmaca Darwin'den önceki dönemde
olduğu gibi Darwin'den sonra da evrimden kuşku duyanlar tarafından
özel yaratılış için en güçlü kanıt türü olarak yorumlanmıştır.131
Leslie E. Orgel (Evrimci biyokimyacı):
Genetik şifrenin kökeninin genel özelliklerini
bile hala anlayabilmiş değiliz... Genetik şifrenin kökeni,
hayatın kökenleri probleminin en şaşırtıcı yönüdür. Sağlam
bir ilerleme gerçekleştirmeden önce asıl olan kavramsal ya
da deneysel bir buluşa ihtiyaç vardır.132
Paul Auger (Evrimci Fransız bilim adamı):
Rastgele kimyasal olaylar sayesinde nükleotidler
gibi karmaşık moleküllerin ortaya çıkışı konusunda bence iki
aşamayı net bir biçimde birbirinden ayırmamız gerekir; tek
tek nükleotidlerin üretilmesi -ki bu belki mümkün olabilir-
ve bunların çok özel seriler halinde birbirine bağlanması.
İşte bu ikincisi, olanaksızdır.133
Douglas R. Hofstadter:
Nasıl oldu da genetik bilgi, onu yorumlayan
mekanizmalarla (ribozomlar ve RNA molekülleri ile) birlikte
ortaya çıktı? Bu soru karşısında kendimizi bir cevapla değil,
hayranlık ve şaşkınlık duyguları ile tatmin etmemiz gerekiyor.134
Francis Crick (James Watson ile birlikte
DNA'yı keşfeden Nobel ödüllü evrimci genetikçi):
Francis Crick
|
Bugünkü mevcut bilgilerin ışığında dürüst
bir adam ancak şunu söyleyebilir: Bir anlamda hayat mucizevi
bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bunun gerçekleşmesi için çok
fazla koşul biraraya getirilmelidir.135
John Maddox (Nature dergisinin eski editörü):
Genetik şifrenin (DNA)nın kökeni de hala
yaşamın kökeni gibi anlaşılmazdır.136
Pierre Grassé (Fransız evrimci zoolog):
Herhangi bir canlı organizma, inanılmaz
derecede büyük bir "akıl" içerir. Bu, insanların en büyük
mimari eserleri olan katedralleri inşa etmek için kullandıklarından
çok daha büyük bir akıldır. Bugün bu akla "bilgi" (enformasyon)
diyoruz, ama anlam hala aynıdır. Bu bilgi bir bilgisayarda
programlanmamıştır, ama bilgisayardakinden çok daha dar bir
yere, DNA'daki kromozomlara ya da her hücredeki farklı organellere
sıkıştırılmıştır. Bu "akıl", hayatın "olmazsa olmaz" şartıdır.
Peki ama bunun kaynağı nedir?.. Bu hem biyologları hem de
filozofları ilgilendiren bir sorudur ve bilim bunu asla çözemeyecek
gibi durmaktadır.137
RNA Dünyası Tezinin İmkansızlığı İle İlgili İtirafları
70'li yıllarda, ilkel dünya atmosferinin gerçekte içerdiği
gazların aminoasit sentezini imkansız kıldığının anlaşılması
moleküler evrim teorisi için büyük bir darbe oldu. Miller,
Fox ve Ponnamperuma gibi evrimcilerin "ilkel atmosfer deneyleri"nin
tümünün geçersiz olduğu anlaşıldı. Bu nedenle 80'li yıllarda
başka evrimci arayışlar gelişti. Bunun sonucunda ilk önce
proteinlerin değil, proteinlerin bilgisini taşıyan RNA molekülünün
oluştuğunu öne süren "RNA Dünyası" senaryosu ortaya atıldı.
1986 yılında kimyacı Walter Gilbert tarafından ortaya atılan
bu senaryoya göre, bundan milyarlarca yıl önce, her nasılsa
kendi kendisini kopyalayabilen bir RNA molekülü tesadüfen
kendiliğinden oluşmuştu. Sonra bu RNA molekülü çevre şartlarının
etkisiyle birdenbire proteinler üretmeye başlamıştı. Daha
sonra bilgileri ikinci bir molekülde saklamak ihtiyacı doğmuş
ve her nasılsa DNA molekülü ortaya çıkmıştı.
Her aşaması ayrı bir imkansızlık zinciri olan bu hayal etmesi
bile güç senaryo hayatın başlangıcına açıklama getirmek yerine,
sorunu daha da büyütmüş, pek çok içinden çıkılmaz soruyu gündeme
getirmiştir. Daha RNA'yı oluşturan nükleotidlerin tek birinin
bile oluşması kesinlikle rastlantılarla açıklanamazken, acaba
hayali nükleotidler nasıl uygun bir dizilimle biraraya gelerek
RNA'yı oluşturacaklardır?
Tesadüfen oluştuğunu farz etsek bile, yalnızca bir nükleotid
zincirinden ibaret olan bu RNA hangi bilinçle kendisini kopyalamaya
karar verecek ve ne tür bir mekanizmayla bu kopyalamayı başaracaktır?
Kendisini kopyalarken kullanacağı nükleotidleri nereden bulacaktır?
Tüm bunların bütün imkansızlıklara rağmen oluştuklarını farz
etsek bile bu durum yine de tek bir protein molekülünün oluşması
için yeterli değildir. Çünkü RNA sadece proteinin yapısı ile
ilgili bilgidir. Aminoasitler ise hammaddedir. Ancak ortada
proteini üretecek mekanizma yoktur. RNA'nın varlığını protein
üretimi için yeterli saymak, bir arabanın kağıt üzerine çizilmiş
tasarımını o arabayı oluşturacak binlerce parçanın üzerine
atıp sonra arabanın kendi kendine montajlanıp ortaya çıkmasını
beklemekle aynı derecede saçmadır.
Ortada fabrika ve işçiler yoktur ki, bir üretim gerçekleşsin.
Nitekim evrimin fanatik savunucularından Nobel ödüllü Jacques
Monod bile protein üretiminin yalnızca nükleik asitlerdeki
bilgiye indirgenmesinin mümkün olmadığını şu şekilde açıklamaktadır:
Jacques Monod (Nobel ödüllü Fransız zoolog):
Şifre (DNA ya da RNA'daki bilgi), aktarılmadıkça
anlamsızdır. Günümüz hücresindeki şifre aktarma mekanizması
en az 50 makromoleküler parçadan oluşmaktadır ki, bunların
kendileri de DNA'da kodludurlar. Şifre bu birimler olmadan
aktarılamaz. Bu döngünün kapanması ne zaman ve nasıl gerçekleşti?
Bunun hayali bile aşırı derecede zordur.138
Evrimcilerin RNA dünyasının imkansızlığı ile ilgili diğer
itirafları ise şöyledir:
Gerald Joyce ve Dr. Leslie Orgel (Evrimci
mikrobiyologlar):
Tartışma, içinden çıkılmaz bir noktada
odaklaşıyor: Karmakarışık bir polinükleotid çorbasından çıkıp,
birdenbire kendini kopyalayabilen o hayali RNA'nın efsanesi...
Bu kavram, yalnızca bugünkü prebiotik kimya anlayışımıza göre
gerçek dışı olmakla kalmamakta, aynı zamanda RNA'nın kendini
kopyalayabilen bir molekül olduğu şeklindeki aşırı iyimser
düşünceyi de yıkmaktadır.139
Dr. Leslie Orgel
|
Dr. Leslie Orgel:
Bu senaryonun oluşabilmesi için, ilkel
dünyadaki RNA'nın bugün mevcut olmayan iki özelliğinin olmuş
olması gerekmektedir: Proteinlerin yardımı olmaksızın kendini
kopyalayabilme özelliği ve protein sentezinin her aşamasını
gerçekleştirebilme özelliği.140
Manfred Eigen:
Doğru özelliklere ve doğru bir çekirdeğe
sahip ilk ilkel RNA tek başına kendi kendini kopyalayabilme
özelliğine sahip olmalıydı. Peki önce hangisi vardı? Bilgi
mi, işlev mi? Birazdan da göstereceğimiz gibi her ikisi de
bir diğerinden önce oluşamaz. Her ikisinin de aynı anda var
olması gerekir.141
John Horgan (Scientific American dergisi
bilim yazarı):
Araştırmacılar RNA dünyası kavramını detaylı
biçimde inceledikçe giderek daha fazla sorun ortaya çıkıyor.
RNA ilk olarak nasıl oluştu? RNA ve onun parçalarının laboratuvarda
en iyi şartlarda sentezlenmesi bile son derece zor iken, bunun
prebiyotik (yaşam öncesi) ortamda gerçekleşmesi nasıl olmuştur?142
|
Miller Deneyinin Geçersizliği
İle İlgili İtiraflar
Evrimcilerin
hayatın kökeni konusunda en çok önem verdikleri çalışma
1953 yılında Amerikalı araştırmacı Stanley Miller tarafından
yapılan Miller deneyi olmuştur. Oysa Miller'in ilkel
dünya koşullarında aminoasitlerin kendi kendilerine
oluşabileceklerini kanıtlamak amacıyla yaptığı deney
birçok yönden tutarsızlık göstermektedir.
Günümüzde evrimci bilim adamları
arasında tamamen geçerliliğini kaybetmiş olan bu deney,
ne yazık ki Türkiye'de evrimci çevreler tarafından hala
önemli bir kanıtmış gibi gösterilmektedir. Oysa Miller'in
kendisi bile bugün deneyinin yaşamın kökenini açıklama
adına bir anlam ifade etmediğinin farkındadır. Bu durumda
evrimcilerin böyle geçersizliği açıkça ilan edilen bir
deneye dört elle sarılmaları, içinde bulundukları çaresizliğin
açık bir göstergesidir. (Miller'in deneyinin detayları
ve geçersizliğinin nedenleri için bkz. Harun Yahya,
Evrim Aldatmacası, Vural Yayıncılık, 1998)
Stanley Miller deneyden tam 33 yıl
sonra, 1986 yılında, deneyinde amonyağın yüksek miktarlarda
kullanıldığını, ilkel atmosfer deneylerinin gerçekçi
olarak nitelendirilemeyeceğini bizzat kendisi açıklayarak
şöyle dedi:
Metan (CH4), Azot (N2), çok az miktarlardaki
amonyak (NH3) ve su buharından oluşmuş bir atmosfer,
ilkel dünya için daha gerçekçi bir atmosferdir. Çünkü
amonyak gazı okyanuslarda çözüneceğinden atmosferde
çok miktarlarda bulunamazdı.1
1998'in Şubat ayında yayınlanan ünlü
evrimci bilim dergisi Earth'deki "Yaşamın Potası" başlıklı
makalede ise şu cümleler yer almaktadır:
Bugün Miller'ın senaryosu şüphelerle
karşılanmaktadır. Bir nedeni, jeologların ilkel atmosferin
başlıca karbondioksit ve azottan oluştuğunu kabul etmeleri.
Bu gazlar ise 1953'teki deneyde (Miller deneyinde) kullanılanlardan
çok daha az aktifler. Kaldı ki, Miller'ın farz ettiği
atmosfer var olmuş olabilseydi bile, aminoasitler gibi
basit molekülleri çok daha kompleks bileşiklere, proteinler
gibi polimerlere dönüştürecek gerekli kimyasal değişimler
nasıl oluşabilirdi ki? Miller'ın kendisi bile, problemin
bu noktasında ellerini ileri uzatıp, "bu bir sorun"
diyerek şiddetle iç çekmekte, "Polimerleri nasıl yapacaksınız?
Bu o kadar kolay değil..."2
Kevin M. Kean (Discover dergisinde
yayınladığı makalede bu durumu şöyle anlatıyor.):
Miller ve Urey dünyanın eski atmosferini
metan ve amonyak karıştırararak kopya ettiler. Onlara
göre dünya, metal, kaya ve buzun homojen bir karışımıydı.
Oysa son çalışmalarda o zamanlar dünyanın çok sıcak
olduğu ve ergimiş nikel ile demirin karışımından meydana
geldiği anlaşılmıştır. Böylece o dönemdeki kimyevi atmosferin
daha çok azot (N2), karbondioksit (CO2) ve su buharından
(H2O) oluşması gerekir. Oysa bunlar organik moleküllerin
oluşması için amonyak ve metan kadar uygun değildirler.
3
National Geographic'in Mart 1998 sayısındaki,
"Yeryüzünde Yaşamın Kökeni" başlıklı makale:
Pek çok bilim adamı bugün, ilkel
atmosferin Miller'ın öne sürdüğünden farklı olduğunu
tahmin ediyor. İlkel atmosferin, hidrojen, metan ve
amonyaktan ziyade, karbondioksit ve azottan oluştuğunu
düşünüyorlar. Bu ise kimyacılar için kötü haber! Karbondioksit
ve azotu tepkimeye soktuklarında elde edilen organik
bileşikler oldukça değersiz miktarlarda. Koca bir yüzme
havuzuna atılan bir damla gıda renklendiricisiyle aynı
oranda bir yoğunlukta... Bilim adamları, bu derece seyrek
çözeltideki bir çorbada hayatın ortaya çıkmasını hayal
etmeyi bile güç buluyorlar. 4
Harold Urey (Öğrencisi Stanley Miller
ile birlikte Miller deneyini gerçekleştiren evrimci
bilim adamı):
Yaşamın kökeni konusunu araştıran
bizler, bu konuyu ne kadar çok incelersek inceleyelim,
hayatın herhangi bir yerde evrimleşmiş olamayacak kadar
kompleks olduğu sonucuna varıyoruz. (Ancak) Hepimiz
bir inanç ifadesi olarak, yaşamın bu gezegenin üzerinde
ölü maddeden evrimleştiğine inanıyoruz. Fakat kompleksliği
o kadar büyük ki, nasıl evrimleştiğini hayal etmek bile
bizim için zor. 5
Homer Jacobson (Amerikalı mikrobiyolog):
İlk canlı ortaya çıktığı zaman, üreme
planlarının, çevreden madde ve enerji sağlamanın, büyüme
sırasının, bilgileri büyümeye çevirecek mekanizmaların
tamamına ait emirlerin o anda ve birarada bulunmaları
gerekmektedir. Bunların hepsinin kombinasyonu tesadüfen
gerçekleşemez.6
Dr. Leslie Orgel:
Son derece kompleks yapılara sahip olan
proteinlerin ve nükleik asitlerin (RNA ve DNA) aynı
yerde ve aynı zamanda rastlantısal olarak oluşmaları
aşırı derecede ihtimal dışıdır. Ama bunların birisi
olmadan diğerini elde etmek de mümkün değildir. Dolayısıyla
insan, yaşamın kimyasal yollarla ortaya çıkmasının asla
mümkün olmadığı sonucuna varmak zorunda kalmaktadır.7

1. Stanley Miller, Molecular Evolution
of Life: Current Current Status of the Prebiotic Synthetis
of Small Molecules, 1986, s. 7
2 "Life's Crucible", Earth,
Şubat 1998, s. 34
3 Kevin Mc Kean, Bilim ve
Teknik, Sayı 189, s. 7
4 "The Rise of Life on Earth",
National Geographic, Mart 1998, s. 68
5 W.R. Bird, The Origin
of Species Revisited, Nashville, Thomas Nelson Co.,
1991, s. 325
6 Homer Jacobson, "Information,
Reproduction and the Origin of Life", American Scientist,
Ocak 1955, s. 121
7 Leslie E. Orgel, "The
Origin of Life on Earth", Scientific American, cilt
271, Ekim 1994, s. 78
|
91. W.R. Bird, The Origin
of Species Revisited, Nashville, Thomas Nelson Co., 1991,
s.298-99 
92. Fred Hoyle, The Intelligent Universe,
Dorling Kindersley Limited, 1983, s. 19 
93. Sir Fred Hoyle, "The Big Bang in Astronomy",
New Scientist, vol. 92 (19 Kasım 1981), s. 526-527 
94. Sir Fred Hoyle, The Intelligent Universe,
New York: Holt, Rinehart and Winston, 1983, s. 20-21 
95. Sir Fred Hoyle-Chandra Wickramasinghe,
Evolution from Space, New York: Simon and Schuster, 1984,
s. 148 
96. Michael Pitman, Adam and Evolution, 1986,
s. 144
97. Michael Pitman, Adam and Evolution, 1984,
s. 148
98. Prof. Dr. Ali Demirsoy, Kalıtım ve Evrim,
Meteksan Yayıncılık, Ankara, 1995, Yedinci Baskı, s. 61 
99. W. R. Bird, The Origin of Species Revisited,
Nashville, Thomas Nelson Co., 1991, s. 305 
100. Andrew Scott, "Update on Genesis",
New Scientist, vol. 106, 2 Mayıs 1985, s. 30 
101- ([Christian Schwabe, "On the Validity
of Molecular Evolution", Trends in Biochemical Sciences, cilt
11, Temmuz 1986]; Tartışmanın Ardından, dipnot-49)
102. http://yolgezer.fisek.com.tr/ renkler/evrim.html
- Cemal Yıldırım, Evrim Kuramı ve Bağnazlık, Ankara 1998
103. Prof. Dr. Ali Demirsoy, Yaşamın Temel
Kuralları, Genel Biyoloji/Genel Zooloji, Cilt 1, Kısım 1,
5. Baskı, Sf. 569
104. Cairns-Smith, Alexander G. 1985. "The
First Organisms." Scientific American 252: 90, June
105. F.Hoyle, C.Wickramasinghe, Evolution
from Space, Simon and Schuster, s.148
106. Carly P. Haskings, "Advances and Challenges
in Science", American Scientist, 59 (1971), s. 298
107. Alexander I. Oparin, Origin Of Life,
(1936) New York, Dover Publications, 1953 (Reprint), s.196

108. Loren Eiseley, The Immense Journey,
1957, s. 206 (Alman Biyolog Von Bertalanffy'dan alıntı)- http://www.pathlights.com/ce_encyclopedia/08dna05.htm
109. Prof. Dr. Ali Demirsoy, Kalıtım ve
Evrim, s.158
110. Klaus Dose, "The Origin Of Life: More
Questions Than Answers", Interdisciplinary Science Reviews,
cilt 13, no.4, 1988, s. 348 
111. Klaus Dose, "The Origin Of Life: More
Questions Than Answers", Interdisciplinary Science Reviews,
s. 352 
112. SBS Vital Topics, David B. Loughran,
Nisan 1996, Stewarton Bible School, Stewarton, Scotland, URL:http://www.rmplc.co.uk/
eduweb/sites/sbs777/vital/evolutio.html 
113. Jeffrey Bada, Earth, Şubat 1988, s.40

114. Hoimar Von Ditfurth, Dinozorların Sessiz
Gecesi 2, Alan Yayıncılık, Kasım 1996, İstanbul, Çev: Veysel
Atayman, s.22 
115. Hoimar Von Ditfurth, Dinozorların Sessiz
Gecesi 2, s.64 
116. Hoimar Von Ditfurth, Dinozarların Sessiz
Gecesi 2, Alan Yayıncılık, 1997, s. 129-130
117. Hoimar Von Ditfurth, Dinozorların Sessiz
Gecesi, 2. kitap, Alan Yayıncılık, 3. baskı, İstanbul, 1997,
s. 22-23
118. Graham, Keith, et. al. Biology Pensacola,
FL: A Beka Book Publications, 1986. s. 373 
119. Henry Morris, That Their Words May
Be Used Against Them, Quotes from Evolutionists Useful for
Creationists, Institute for Creation Research, San Diego,
CA, 1997, s. 45; [David E. Green and Robert F. Goldberger,
Molecular Insights into the Living Process, New York, Academic
Press, 1967, s. 403
120. Prof. Ali Demirsoy, Kalıtım ve Evrim,
Meteksan Yayınları, Ankara, s.79
121. http://www.icr.org/headlines/ darwinvindicated.html;
Was Darwin Really "Vindicated"?, Frank Sherwin, Institute
for Creation Research, April 30, 2001
122. Prof. Dr. Ali Demirsoy, Kalıtım ve
Evrim, Meteksan Yayıncılık, Ankara, 1995, Yedinci Baskı, s.39

123. Prof. Dr. Ali Demirsoy, Kalıtım ve
Evrim, s.79 
124. Prof. Dr. Ali Demirsoy, Kalıtım ve
Evrim, s.94 
125. Ali Demirsoy, Ya?amın Temel Kuralları,
Cilt I, Kısım I, Ankara 1998, s. 578 
126. W. R. Bird, The Origin of Species Revisited,
Nashville, Thomas Nelson Co., 1991, s. 304 
127. Fabbri Britannica Bilim Ansiklopedisi,
cilt 2, Sayı 22, s.519 
128. W. R. Bird, The Origin of Species Revisited,
sf. 303
129. W. R. Bird, The Origin of Species Revisited,
sf. 298
130. http://www.pathlights.com/ce_encyclopedia/08dna04.htm;
Scientists Speak About DNA; [Michael Pitman, Adam and Evolution,
1984, s. 233
131. Haskins, Caryl P., "Advances and Challenges
in Science in 1970", American Scientist, vol. 59 (May/June
1971), s. 305
132. Orgel, Leslie E, "Darwinism at the
Very Beginning of Life", New Scientist, vol.94 (April 15,
1982), s.151
133. Paul Auger, De La Physique Theorique
a la Biologie, 1970, s. 118
134. Douglas R. Hofstadter, Gıdel, Escher,
Bach: An Eternal Golden Braid, New York: Vintage Books, 1980,
s. 548
135. Francis Crick, Life Itself: It's Origin
and Nature, New York, Simon & Schuster, 1981, s. 88
136. http://www.icr.org/headlines/ darwinvindicated.html;
Was Darwin Really "Vindicated"?, Frank Sherwin, Institute
for Creation Research, April 30, 2001
137. Pierre P. Grassé, The Evolution of
Living Organisms, 1977, s. 168
138. Jacques Monod, Chance and Necessity,
New York, 1971, s.143 
139. G.F. Joyce, L. E. Orgel, "Prospects
for Understanding the Origin of the RNA World", In the RNA
World, New York, Cold Spring Harbor Laboratory Press, 1993,
s. 13 
140. Leslie E. Orgel, "The Origin of Life
on the Earth", Scientific American, Ekim 1994, c. 271, s.
78 
141. Manfred Eigen, William Gardiner, Peter
Schuster ve Ruthild Winkler-Oswatitsch, "The Origin of Genetic
Information," Scientific American, vol. 244, (Nisan 1981),
s. 91 
142. John Horgan, "In the Beginning", Scientific
American, Cilt 264, Şubat 1991, s. 119
 
Bu
site Harun Yahya'nın eserlerinden faydalanılarak hazırlanmıştır.
|