|


Evrim teorisine göre bütün canlılar birbirlerinden türemişlerdir.
Önceden var olan bir canlı türü, zamanla bir diğerine dönüşmüş
ve bütün türler bu şekilde ortaya çıkmışlardır. Teoriye göre
bu dönüşüm yüz milyonlarca senelik uzun bir zaman dilimini
kapsamış ve kademe kademe ilerlemiştir. Bu durumda iddia edilen
uzun dönüşüm süreci içinde sayısız ara türlerin oluşmuş ve
yaşamış olmaları gerekir.
Örneğin geçmişte balık özelliklerini hala taşımasına rağmen,
bir yandan da bazı sürüngen özellikleri kazanmış olan yarı
balık-yarı sürüngenler yaşamış olmalıdır. Bunlar, bir geçiş
sürecinde oldukları için de sakat, eksik, kusurlu canlılar
olmalıdır. Evrimciler geçmişte yaşamış olduklarına inandıkları
bu hayali yaratıklara "ara-geçiş formu" adını verirler. Eğer
gerçekten geçmişte bu tür canlılar yaşamış olsaydı bunların
sayısının milyarlarca olması gerekirdi ve bu ucube canlılara
fosil kayıtlarında mutlaka rastlanması gerekirdi. Ancak bugün
elimizde bir tane dahi ara-geçiş canlısına ait bir fosil bulunmamaktadır.
Yani yeryüzü tabakalarında ne yarı balık-yarı sürüngen, ne
yarı sürüngen-yarı kuş, ne de yarı maymun-yarı insan hiçbir
fosil kalıntısına rastlanılmamıştır. Bulunan fosiller bugünkü
türleriyle tıpatıp aynıdır ya da geçmişte yaşamış, ama bugün
soyu tükenmiş bazı canlılara aittir.
Aşağıda evrimcilerin, evrim teorisinin bu en önemli çıkmazlarından
biriyle ilgili olan itiraflarından bazılarına yer verilmektedir.
Soldaki denizyıldızı fosilinin
yaşı 100-150 milyondur. Bu fosilin sağda üstte
görülmekte olan günümüz denizyıldızından hiçbir
farkı yoktur.
|
Günümüz yusufçuğu (üstte)
ile 135 milyon yıllık fosili (yanda) birbirinin
aynısıdır.
|

Denizlerin en tehlikeli canlılarından biri olan
köpekbalığı ve 400 milyon yıllık fosili (üstte),
bize köpekbalıklarının hiçbir evrim süreci geçirmediğini
açıkça göstermektedir.
Elde edilen tüm fosil bulguları canlıların hiçbir
evrim geçirmediklerini, milyonlarca sene önce
bugünkü hallerinden farksız bir şekilde bir anda
yaratıldıklarını ve daha önce de hiçbir sözde
evrimsel ataları olmadığını göstermektedir. Tüm
canlıları yaratan üstün kudret sahibi olan Allah'tır.
|
|
Charles Darwin:
Ama bu teoriye göre sayısız geçişsel biçimler
olması gerektiğine göre, onlara yer kabuğuna gömülmüş olarak
neden çok sayıda rastlamıyoruz?155
Peki ama geçit bölgelerde, yaşam koşullarının
geçiştiği yerlerde, neden birbirine yakın geçişsel çeşitlere
rastlamıyoruz? Bu güçlük, uzun süre kafamı karmakarışık etti.156
Türler başka türlerden belli belirsiz
aşamalardan geçerek türediyse, neden her yerde sayısız geçişsel
biçimlere (ara-geçiş formları) rastlamıyoruz? Bugün gördüğümüz
türler yerine doğada neden biçimlerin karmakarışıklığı ile
karşılaşmıyoruz?157
Eskiden var olmuş ara çeşitlerin sayısının
da gerçekten pek büyük olması gerekir. Öyleyse bütün yerbilimsel
oluşumlar ve bütün tabakalar geçişsel biçimlerle (ara formlar)
neden tıka basa dolu değildir? Yerbilim (jeoloji), organik
yaratıkların böylesine kopuksuz bir zincirini asla gün ışığına
çıkarmamıştır. Bu belki de doğal seleksiyon teorisine karşı
çıkarılabilecek en açık ve en zorlu aykırılıktır.158
Bütün bunlardan ötürü, jeolojik bulguların
genellikle pek eksik olduğundan kuşkulanılamaz; ama... akraba
türler arasında aşamalı ara-geçiş formlarının neden bulunmadığını
anlamak daha da güçleşir.159
Ama açıkça söyleyeyim ki, bir oluşumun
meydana gelmesinin başlangıcından bitimine dek yaşamış türler
arasındaki sayısız geçişsel biçimlerin yokluğu teorimi gerçekten
sarsmasaydı, en iyi saklanmış yerbilimsel oluşumlarda bile
belgelerin böylesine eksik olduğundan asla kuşkulanmayacaktım.160
Dünyanın yaşayan ve tükenmiş canlıları
arasında, ardışık her dönemde tükenmiş ve hala yaşayan türler
arasında sonsuz sayıda geçişsel biçimin tükenmesini öngören
bu öğretiye göre, her yerbilimsel oluşumun böyle ara biçimlerle
dolu olmaması neden ileri gelmektedir? Her taşıl kalıntı dermesi
(collection) neden canlı biçimlerin aşamalı değiştiğini gösteren
açık bir kanıt sağlamamaktadır?161
Derek W. Ager (Ünlü İngiliz paleontolog):
Sorunumuz şudur: Fosil kayıtlarını detaylı
olarak incelediğimizde, türler ya da sınıflar seviyesinde
olsun, sürekli olarak aynı gerçekle karşılarız; kademeli evrimle
gelişen değil, aniden yeryüzünde oluşan gruplar görürüz.162
W. R. Thompson:
Fosil kayıtlarında, teorinin gerektirdiği
ara formlar ciddi şekilde eksiktir... Modern Darwinist paleontologlar
tıpkı Darwin ve ondan öncekiler gibi bu gerçeği hasır altı
etmeye mecbur kalmışlardır.163
Mark Czarnecki (Evrimci paleontolog):
Teoriyi (evrimi) ispatlamanın önündeki
büyük bir engel, her zaman için fosil kayıtları olmuştur...
Bu kayıtlar hiçbir zaman için Darwin'in varsaydığı ara formların
izlerini ortaya koymamıştır. Türler aniden oluşurlar ve yine
aniden yok olurlar. Ve bu beklenmedik durum, türlerin Tanrı
tarafından yaratıldığını savunan yaratılışçı argümana destek
sağlamıştır.164
Carlton E. Brett:
Yeryüzünde hayat zaman içinde, yavaş yavaş
ve kademe kademe mi gelişti? Fosil kayıtlarının bu soruya
cevabı; "Hayır"dır.165
Dr. David Raup (Chicago Doğa Tarihi Müzesi,
Jeoloji Bölümü Başkanı):
Çoğu insan fosillerin, Darwin'in hayatın
tarihi hakkındaki görüşlerine kanıt olduğunu zanneder. Oysaki
bu kesinlikle yanlış bir düşüncedir.166
Edmund Ambrose:
Şunu kabul etmeliyiz ki, fosil kayıtlarında
yaratılışçıların görüşlerine ters düşecek hiçbir şey yok.167
Gareth Nelson (Amerikan Doğa Tarihi Müzesi):
Bir fosil türünün veya fosil grubunun
bile, diğerine ata olmuş olduğunun gösterilebileceğine inanmak
hatadır. Ata-torun ilişkisinin var olduğu, ancak aksini belirten
kanıtların yok olduğu varsayılabilir. Karşılaştırmalı biyolojinin
tarihi, ataları araştırmanın bizi büyük hatalara mahkum ettiğini,
bu sebeple asıl hedefine dayanarak bu araştırmanın boş bir
çalışma olduğunu öğretti. İleri sürülen "ata"lar hakkında
artan bilgi, onlara genellikle herhangi bir şeyin direkt atası
olmak için çok uzmanlaşmış olduklarını gösterir.168
Dr. Colin Patterson (Paleontolog):
Evolution isimli kitabında ara-geçiş formlarından niçin söz
etmediğini soran Luther D. Sunderland'a yazdığı mektubunda
şöyle diyor:
Kitabımda evrimsel geçiş formları ile
ilgili illüstrasyonların eksik olduğu görüşünüze tamamıyla
katılıyorum. Eğer herhangi bir canlı veya fosil bilseydim,
tabii ki bunu kitabıma ilave ederdim. Siz ara-geçiş formlarını
görselleştirmem için bana bir ressam (sanatçı) öneriyorsunuz,
ama bu bilgileri nereden bulsun? Dürüst olmak gerekirse ben
bu bilgileri sağlayamam ve eğer artistik birtakım çizimler
yapsam, o zaman okuyucuları yanıltmış olmaz mıyım? Gould (Stephen
Jay) ve American Museum elemanları hiçbir ara-geçiş formunun
bulunmadığını söyledikleri zaman onlara karşı koyan kimse
olmadı. Ben bir paleontolog olarak, fosil kayıtlarının atalarını
tanımlama ile ilgili felsefi problemlerle sarılmış durumdayım.
Hangi bir türün başka hangi tür canlıdan geldiğini gösteren
bir fosil fotoğrafı göstermemi istemişsiniz - böyle bir fosil
kaydı mevcut değil.169
David B. Kitts (Oklahoma Üniversitesi, Bilim
Tarihi Profesörü):
Paleontoloji, evrimi gösterecek delilleri
sunacağına dair vaadlerine rağmen evrimcilere hiç de hoş olmayan
zorluklar çıkardı. Bunlardan en çok dile düşeni fosil kayıtlarındaki
boşluklardır. Evrim, türler arası geçiş formalarını gerektirir,
ama paleontoloji bunu evrimcilere sunamadı.170
John Adler ve John Carey:
Türler arası formları ne kadar fazla sayıda
bilim adamı ararsa, o kadar fazla hayal kırıklığına uğruyor.171
Mark Ridley (Zoolog, Oxford Üniversitesi):
Gerçek bir evrimci hiçbir zaman, yaratılışa
karşı evrim teorisine dayanak olarak fosil kayıtlarını kullanmamaktadır.172
Steven M. Stanley:
Bilinen fosil kayıtları, evrimin büyük
bir morfolojik ara geçişi başaran tek bir örneğini dahi belgeleyemedi.
Bundan dolayı fosil kayıtları kademeli evrimin geçerli olabileceğine
dair hiçbir kanıt öne süremez.173
Hoimar Von Ditfurth :
Geri dönüp baktığımızda, neredeyse ıstırapla
aranan o geçiş biçimlerini bir türlü bulamamış olmamıza şaşırmamamız
gerektiğini anlıyoruz. Çünkü büyük olasılıkla böyle bir ara
aşama hiç var olmadı.174
Bugüne kadar bulunabilmiş en eski fosiller,
çekirdeksiz algler türünden mineraller içindeki fosilleşmiş
cisimlerdir ve bunların üç milyar yıldan daha uzun bir geçmişleri
vardır. Ne kadar ilkel olurlarsa olsunlar, bunlar bile oldukça
karmaşık ve ustaca organize edilmiş yaşam biçimlerini temsil
etmektedirler. Bu ilk fosil organizmalar ile kimyasal bileşme
yoluyla meydana gelmiş moleküller, yani biyopolimerler arasında
gelişme tarihi bakımından henüz bilgilerimizle dolduramadığımız
bir boşluk bulunmaktadır. Öte yandan geçmişteki bu "şimdilik"
doldurulamayan boşluk, kimi insanlara anlaşılır nedenlerle
çok çekici gelmektedir. Doğaüstü herhangi bir dış etki olmaksızın
hayatın başlamasını olanaksız gören birçok kimse, böyle bir
boşlukta bir mucizenin belirtilerini, doğaüstü bir gücün mücadelesini
görmektedir.175
Richard Leakey - Roger Lewin:
Ancak, çeşitli sebeplerden dolayı sekiz
ile dört milyon yıl öncesi arasındaki döneme ilişkin neredeyse
tam bir fosil boşluğu olduğundan, atalarımızın o zaman nasıl
olduğunu sadece tahmin edebiliriz.176
Bizi aydınlatabilecek bir tane bile tam
iskelet olmadığı gibi, atamızın yüzde yüz benzerini kurgulamaya
yetecek kadar fosil parçası bile yok elimizde.177
George Gaylord Simpson:
Evrim tarihinin büyük bölümünü temsil
eden ara-geçiş formları nerededir? Henüz hiçbir yerde bulunamadılar.
Bu nokta evrimciler için fosil kayıtlarındaki şaşırtıcı boşluklar
açısından çok önemlidir.178
Ara geçiş formları kayıptır, dalların
yapraklarıyla bağlantısı yoktur ve gövdelerin de kökleriyle.179
Tom Kemp (Oxford Üniversitesi):
Çok iyi bilindiği gibi, pek çok tür fosil
kayıtlarında aniden belirir, hiç değişime uğramadan birkaç
milyon yıl kalır ve aniden kaybolurlar.180
Bir nesilden diğerine türlerin birbirine
geçişinin mümkün olduğunu gösterecek tek bir kayıt örneği
yoktur.181
Prof. Fred Hoyle :
Hayali soy ağacı çizimi
|
On bin böcek ve otuz binin üzerinde örümcek
türünün ve bir o kadar da deniz canlısının fosilleri incelendi.
Ancak bugüne kadar küçük değişikliklerin yol açtığı önemli
evrimsel ara geçiş vakalarına rastlanmadı.182
Stephen Jay Gould ve Niles Eldredge:
Fosillere dayanarak herhangi bir soy ağacı
tanımlamak imkansızdır.183
Stephen Jay Gould (Harvard Üniversitesi):
Kitaplarımızda yer alan soy ağaçları çıkarıma
dayalıdır, fosillerin kanıtlarına değil.184
Fosil kayıtları arasında canlılık tarihiyle
ilgili açık ve kesin bir "ilerleme vektörü"nün bulunamamasını,
bu konuyla ilgili en şaşırtıcı gerçek olarak değerlendiriyorum.185
Omurgasız deniz canlıları arasında zaman
içinde belirgin bir sıra ve gelişim mevcut değildir. Bazı
grupların gelişmeleri üzerine birtakım masallar anlatabiliyoruz.
Ama en azından dürüstlüğü yakaladığımız zamanlarda karmaşık
yaşam tarihinin dizaynın çeşitlenmesinden oluştuğunu itiraf
etmeliyiz. Örneğin ilk trilobitlerin gözlerinin ya da daha
sonra ortaya çıkmış olan artropodların kompleksliklerinin
üzerine hiçbir zaman çıkılmamış. Neden beklenen sırayı bulmayı
bir türlü başaramıyoruz?186
Fosil kayıtlarında ara-geçiş formlarına
neredeyse yok denecek kadar az rastlanması, paleontolojinin
en önemli sırlarındandır. Bizler kendimizi canlılık tarihinin
tek gerçek öğrencileri olarak nitelendiriyoruz. Ancak favori
tezimiz olan "evrimin doğal seleksiyon yoluyla gerçekleştiği"
iddiasını koruyabilmek için verilerimiz o kadar kötü ki, ortada
çalışılabilecek bir süreç kalmıyor.187
Çoğu fosil türünün tarihi, kademe kademe gelişim (gradualism)
ile çelişen iki özellik içermektedir:
1. Durağanlık: Çoğu tür, yeryüzünde bulundukları süre
içinde hiçbir değişiklik sergilememektedir, yok olduklarında
nasılsalar, fosil kayıtlarında da aynı şekilde görünüyorlar.
2. Ani meydana çıkış: Herhangi
bir bölgede, bir tür, atalarının istikrarlı değişimleri ile
aşama aşama meydana çıkmaz; tek bir seferde ve "tamamen oluşmuş"
şekilde meydana çıkar.188
Dr. Colin Patterson:
Gould ve Amerikan Müzesi uzmanları ara
fosillerin bulunmadığını söylerken bir çelişki sergilememektedirler.
Tek bir ara fosil bile yoktur.189
Niles Eldredge ve Ian Tattersall (Amerikan
Doğa Tarihi Müzesi'nden paleontologlar):
Ayrı türlere ait fosillerin, fosil kayıtlarında bulundukları
süre boyunca değişim göstermedikleri, Darwin'in Türlerin Kökeni'ni
yayınlamasından önce bile paleontologlar tarafından bilinen
bir gerçektir. Darwin ise gelecek nesillerin bu boşlukları
dolduracak yeni fosil bulguları elde edecekleri kehanetinde
bulunmuştur... Aradan geçen 120 yılı aşkın süre boyunca yürütülen
tüm paleontolojik araştırmalar sonucunda, fosil kayıtlarının
Darwin'in bu kehanetini doğrulamayacağı açıkça görülür hale
gelmiştir. Bu, fosil kayıtlarının yetersizliğinden kaynaklanan
bir sorun değildir. Fosil kayıtları açıkça söz konusu kehanetin
yanlış olduğunu göstermektedir.
Türlerin şaşırtıcı bir biçimde sabit oldukları
ve uzun zaman dilimleri boyunca hep statik kaldıkları yönündeki
gözlem, "kral çıplak" hikayesindeki tüm özellikleri barındırmaktadır:
Herkes bunu görmüş, ama görmezlikten gelmeyi tercih etmiştir.
Darwin'in öngördüğü tabloyu ısrarla reddeden hırçın bir fosil
kaydı ile karşı karşıya kalan paleontologlar, bu gerçeğe açıkça
yüz çevirmişlerdir.190
Lewis L. Carroll (evrimci paleontolog):
Ne yazık ki sürüngenlerin ortaya çıkışı
öncesinde var olan tek bir sürüngen atası örneği yoktur. Bu
ara formların olmayışı, amfibiyen-sürüngen geçişi hakkındaki
çoğu problemi çözümsüz bırakmaktadır.191
E. H. Colbert ve M. Morales :
Deniz memelilerinin pek çok yönden en
özelleşmiş türü olan Ichthyosaur, erken Triasik devrinde ortaya
çıkmıştır. Sürüngenlerin jeoloji tarihine girişleri son derece
ani ve dramatik bir şekilde olmuştur; Triasik öncesi devirlere
ait fosil yataklarında, Ichthyosaurların muhtemel atalarına
ait hiçbir iz yoktur... Ichthyosaur ilişkileri hakkındaki
en temel sorun, bu sürüngenleri bilinen başka herhangi bir
sürüngen takımına bağlayabilecek hiçbir sonuca götürücü delilin
bulunamayışıdır.192
Fosillerin Evrimciler Tarafından Taraflı Yorumlandığı İle
İlgili İtirafları
Richard Leakey - Roger Lewin:
Farklı gruplardaki kemikler birbirlerine şaşılacak derecede
benzemektedir. Çünkü herşeye rağmen aynı aileye, hominidlere
aittirler. Gene de her kemik grubu belirgin biçimde farklı
bir yaratığı temsil eder. Fosil buluntuları çok yetersiz olduğundan
farklı yorumlar yapabilmek için zemin çok müsaittir. Sorunu
daha da güçleştiren bir unsur da her hayvan türünde, bir miktar
doğal görünüm farklılığının bulunmasıdır. Canlı bir örnek
olarak çevremizdeki hemcinslerimiz Homo sapienslere bakmanız
yeterlidir.
Eğer soyu
tükenmiş canlılarda bu tür değişkenlik büyük idiyse, geride
bıraktıkları kemiklerdeki fark öylesine büyük olabilir ki,
bilim adamları gerçekte ortada tek bir tür varken, birkaç
değişik tür olduğunu düşünerek yanılgıya düşebilirler. Bu
yetmezmiş gibi, paleoantropologlar, bir kemiğin hangi hominid
(insanımsı) türüne ait olduğunu belirleyecek niteliklerin
somut tanımı üzerinde de hala anlaşamamaktadır. Bu yüzden
eğer altı araştırmacıdan, fosilleri uygun gördükleri şekilde
sınıflandırmalarını isteseydik, her birinin seçiminin değişik
olma ihtimalinin bizi şaşırtmaması gerekirdi. Kuşkusuz bazı
kişiler, belli bir fosil parçasının hangi gruba dahil edileceği
konusunda anlaşamayacaklardır.193
Dr. Tim White (Evrim antropolojisti, Berkeley
- California Üniversitesi):
İnsanımsı bir canlının köprücük kemiği
olduğu düşünülen 5 milyon yıllık kemik parçasının, aslında
bir yunusun kaburga kemiğinin parçası olduğu anlaşıldı. Birçok
antropoloğun sorunu çok fazla (hominid) kemiği bulmak istemeleri.
Böylece buldukları ufak bir kemik parçasının hemen "hominid"
(insanımsı) kemiği olduğunu söylüyorlar.194
Aynı Kafatasından
Yola Çıkarak Yapılan Üç Ayrı Çizim
1. N. Parker'ın çizimi N. Geographic,
Eylül 1960
2. Maurice Wilson'un çizimi
3. 5 Nisan 1964 tarihli Sunday Times'da yer alan çizim
|
Earnst A. Hooten (Harvard Üniversitesi):
Yumuşak kısımların tekrar inşası çok riskli
bir girişimdir. Dudaklar, gözler, kulaklar ve burun gibi organların
altlarındaki kemikle hiçbir bağlantıları yoktur. Örneğin bir
Neandertal kafatasını aynı yorumla bir maymuna veya bir filozofa
benzetebilirsiniz. Eski insanların kalıntılarına dayanarak
yapılan canlandırmalar hemen hiçbir bilimsel değere sahip
değillerdir ve toplumu yönlendirmek amacıyla kullanılırlar...
Bu sebeple rekonstrüksiyonlara fazla güvenilmemelidir.195
Fosil Kayıtlarının Yeteri Kadar Zengin Olduğu İle İlgili İtirafları
Bazı evrimciler, ara-geçiş formlarına ait fosillerin bulunamamasını
açıklamak için her zamanki gibi demagojiye veya göz boyama
yöntemine başvururlar. Fosil kayıtlarının yeteri kadar zengin
olmadığını ve beklenen ara-geçiş formlarına ait fosillerin
ileride bulunacağını söylerler. Ancak günümüzde fosil kayıtlarının
çok büyük kısmına ulaşılmıştır. Ve evrimcilerin çoğu da aşağıda
göreceğiniz gibi kabul eder ki, ileride ara-geçiş formlarına
ait fosil kayıtlarının çıkması olanaksızdır...
David M. Raup:
Fosil kayıtları Darwin'i şaşırtmıştı.
Şu anda biz Darwin'den yaklaşık 120 yıl sonrasındayız ve fosil
kayıtları hakkında bilgimiz büyük oranda artmıştır. Elimizde
çeyrek milyon fosil türü bulunmaktadır, ancak durum pek fazla
değişmemiştir. Evrim kaydı, hala şaşırtıcı şekilde sarsıntılıdır.
Fosil kayıtlarındaki bazı klasik Darwinist değişikliklerin,
örneğin Kuzey Amerika'daki atın evrimi gibi, daha ayrıntılı
bilgilerin sonucunda atılması ya da değiştirilmesi gerekmiştir.196
Prof N. Heribert Nilsson (Lund Üniversitesi,
İsveç, Ünlü evrimci botanikçi):
David M. Rau
|
Evrimi, 40 yıldan fazla süren bir deney
ile kanıtlama teşebbüslerim sonunda başarısızlıkla sonuçlandı.
Fosil materyali şu anda o kadar tamdır ki, yeni sınıflar oluşturmak
mümkün olmuştur ve geçiş dizilerinin bulunmayışı, materyal
eksikliği ile açıklanamaz bulunmaktadır. (Fosil kayıtlarındaki)
boşluklar gerçektir; asla tamamlanamayacaklardır.197
D. Dewight Davis (Chicago Doğa Tarihi Müzesi):
Canlı gruplarının, aile ve türlerinin
fosil kayıtlarında göründüğü gibi aniden ortaya çıkıyor olması
hala sorun oluşturmaya devam ediyor... Bugün bile tek tük
bazı paleontologlar fosil kayıtlarındaki bu büyük boşlukların
daha ileri araştırmaların sonucundaki bulgularla doldurulabileceği
fikrine yapışmış durumda, ama yine de çoğu, gözlemlenebilir
bu boşluğun gerçek olduğunun farkında ve birtakım açıklamalar
peşinde koşuyor.198
Prof. T. Neville George (Paleontolog, Glasgow
Üniversitesi):
Fosil kayıtlarının (evrimsel) zayıflığını
ortadan kaldıracak bir açıklama yapmak artık mümkün değildir.
Çünkü elimizdeki fosil kayıtları son derece zengindir ve yeni
keşiflerle yeni türlerin bulunması imkansız gözükmektedir...
Her türlü keşfe rağmen fosil kayıtları hala (türler arası)
boşluklardan oluşmaya devam etmektedir.199
155. Charles Darwin, Türlerin
Kökeni, Onur Yayınları, Beşinci Baskı, Ankara 1996, s. 186

156. Charles Darwin, Türlerin Kökeni, s.
187 
157. Charles Darwin, Türlerin Kökeni, s.
185 
158. Charles Darwin, Türlerin Kökeni, s.
349 
159. Charles Darwin, Türlerin Kökeni, s.
363 
160. Charles Darwin, Türlerin Kökeni, s.
371 
161. Charles Darwin, Türlerin Kökeni, s.
525 
162. Derek A. Ager, "The Nature of the Fossil
Record", Proceedings of the British Geological Association,
cilt 87, 1976, s. 133 
163. Charles Darwin, Origin Of The Species
(Türlerin Kökeni) kitabının "Everyman's Library" baskısının
Önsöz'ü, 1965 
164. Mark Czarnecki, "The Revival of the
Creationist Crusade", MacLean's, 19 Ocak 1981, s. 56 
165. Carlton E. Brett, "Statis: Life in
the Balance", Geotimes, vol. 40 (Mart 1995), s.18 
166. SBS Vital Topics, David B. Loughran,
Nisan 1996, Stewarton Bible School, Stewarton, Scotland, URL:http://www.rmplc.co.uk/eduweb/
sites/sbs777/vital/evolutio.html 
167. SBS Vital Topics, David B. Loughran,
Nisan 1996 
168. Nelson Gareth V., "Origin and Diversification
of Teleostean Fishes", Annals of the New York Academy of Sciences,
1971, s. 22-23 
169. L.D.Sunderland, Darwin's Enigma: Fossils
and Other Problems, 4. Baskı, Master Books, 1988, 10 Nisan
1979 tarihli mektuptan 
170. "Paleontology and Evolution Theory",
Evolution, Vol. 28 (Eylül 1974) s.467 
171. "Is Man a Subtle Accident", Newsweek,
Vol.96, No:18, 3 Kasım 1980, s.95 
172. "Who Doubts Evolution?", New Scientist,
sayı 90, 25/06/1981, s. 831 
173. Stanley, Steven M., Macroevolution:
Pattern and Process, San Francisco: W. H. Freeman and Co.,
1979, s. 39 
174. Hoimar Von Ditfurth, Dinozorların Sessiz
Gecesi 2, Alan Yayıncılık, Kasım 1996, İstanbul, Çev: Veysel
Atayman, s.22 
175. Hoimar Von Ditfurth, Dinozorların Sessiz
Gecesi 1, s.199 
176. Richard Leakey - Roger Lewin, Göl İnsanları,
TÜBİTAK, 2. Basım, Ankara, s.31 
177. Richard Leakey - Roger Lewin, Göl İnsanları,
TÜBİTAK, 2. Basım, Ankara, s.35 
178. G.G. Simpson, The Meaning of Evolution,
Bentam Books, Inc. New York, 1971, s. 16-19 
179. G.G. Simpson, Tempo and Mode in Evolution,
Columbia Univ. Press, New York, 1944, s. 16-19 
180. Tom S. Kemp, "A Fresh Look At The Fossil
Record," New Scientist, vol. 108 (5 Aralık 1985), s.66 
181. Tom S. Kemp, Mammal-like Reptiles and
the Origin of Mammals, New York American Press, 1982, s.363

182. Fred Hoyle, "The Intelligent Universe:
A New View of Creation and Evolution, s. 43 
183. Stephen Jay Gould ve Niles Eldredge,
"Punctuated Equilibria: The Tempo and Mode of Evolution Reconsidered",
Paleobiology, vol.3 (Spring 1977), s. 125 
184. Stephen Jay Gould, "Evrimin Düzensiz
Adımları", Natural History, Mayıs 1977, s. 13 
185. Stephen Jay Gould, "Ediacaran Deneyi",
Natural History, sayı 93, (Şubat 1984), s.23 
186. Stephen Jay Gould, "Ediacaran Deneyi",
Natural History, s.22 
187. Stephen Jay Gould, Natural History,
Vol. 86 (5), Mayıs 1977, s.14 
188. Stephen Jay Gould, "Evolution's Eratic
Pace", Natural History, vol. 86(5), Mayıs 1977, s.14 
189. L.D.Sunderland, Darwin's Enigma: Fossils
and Other Problems, 4. Baskı, Master Books, 1988, s. 89 
190. N. Eldredge, and I. Tattersall, The
Myths of Human Evolution, Columbia University Press, 1982,
s. 45-46
191. Lewis L. Carroll, "Problems of the
Origin of Reptiles" Biological Reviews of the Cambridge Philosophical
Society, vol 44. s. 393
192. E. H. Colbert, M. Morales, Evolution
of the Vertebrates, New York, John Wiley and Sons, 1991, s.
193
193. Richard Leakey - Roger Lewin, Göl İnsanları,
TÜBİTAK, 2. Basım, Ankara, s.36 
194. Dr. Tim White, New Scientist, 28Nisan
1983, s. 199 
195. Earnest A. Hooton, Up From The Ape,
New York: McMillan, 1931, s. 332 
196. David M. Raup, Conflicts Between Darwin
and Paleontology, Field Museum of Natural History, Vol. 50,
No. 1, Ocak, 1979, s. 25 
197. Arthur C. Custance, The Earth Before
Man, Part II, Doorway Publications, s. 51 
198. D. Dewight Davis, Omurgalıların Evrimi
ve Karşılaştırmalı Anatomisi, Princeton University Yayınları,
1949, s.74 
199. T. Neville George, "Fossils in Evolutionary
Perspective", Science Progress, cilt 48, Ocak 1960, s. 1-
3 
 
Bu
site Harun Yahya'nın eserlerinden faydalanılarak hazırlanmıştır.
|