Doğadaki canlılarda görülen birçok özellik evrim
teorisi için çok büyük bir açmazdır. Arıların ve karıncaların
büyük topluluklar halinde yaşayarak, sosyal yaşamın en güzel
ve en disiplinli örneklerini göstermeleri, arıların mimarlık
harikası petekleri inşa etmeleri, örümceklerin teknolojinin
ancak taklitle erişebildiği kalitede ürettikleri ağlarla
inşa ettikleri yapılar, en vahşi hayvanın dahi yavrusuna
veya diğer canlılara gösterdiği fedakarlık örnekleri ve
daha sayılamayacak kadar çok akıl, muhakeme, karar alma
gibi ancak insana mahsus özellikleri göstermeleri evrimin
öne sürdüğü hiçbir mekanizma tarafından açıklanamaz.
Evrimciler bu yaşam şekillerinin
ya da canlılardaki davranışların, içlerinden gelen bir dürtüyle
meydana geldiğini söylerler. Ancak bu dürtünün nasıl bir
şey olduğunu kendileri de açıklayamazlar.
Darwinistler, canlıların
davranışlarına büyük bir "gücün" etki ettiği gerçeğini kabul
ederler. Bir başka deyişle, canlılar arasındaki fedakarlığın,
iş bölümünün ve mükemmel organizasyonun kaynağını bir gücün
yönlendirmesine bağlarlar.
Ancak bu güce yalnızca "içgüdü"
adını verip konuyu kapatırlar. İçgüdü dedikleri gücün gerçek
sahibini de "tabiat ana" adını verdikleri klişeleşmiş bir
kalıpla açıklarlar.
Oysa bugüne kadar hiçbir
evrimci, içgüdü diye adlandırdığı şeyin canlıların bedenlerinde
bulunduğu ana merkezi gösterebilmiş değildir. Öncelikle
içgüdü adını verdikleri bu dürtü canlıların vücudunun neresindedir?
Birkaç yüz gramlık et parçasından oluşan beyinde mi, yoksa
vücudu oluşturan protein ve aminoasitlerin herhangi bir
köşesinde mi?
|

Arılara milyonlarca yıldır aynı
kusursuzlukta altıgen petekler yapmayı ilham eden
Allah'tır.
|
Canlıların vücudunu açıp
baktığımızda, bu bilgi kaynağının canlıların neresinde olduğunu
bulamayız. Çünkü içgüdü, manayı ifade eden ve maddesel karşılığı
bulunmayan bir histir. Bu da herşeyin maddeler yığınından
oluştuğu görüşünü savunup "manayı reddeden" Darwinistler
ve materyalistler açısından büyük bir çelişki oluşturmaktadır.
Nitekim evrimciler de henüz
bu konuya bir açıklık getirebilmiş değillerdir. Eğer bir
canlıda içgüdü varsa, onu güden, ona neler yapması gerektiğini
gösteren, ilham eden bir güç var demektir. Ve açıktır ki
bu güç, evrenin tek sahibi ve hakimi olan Allah'tır.
Evrimciler gerçek bu kadar
açık olunca, içgüdü konusunda da itiraflarda bulunmuşlardır.
Ve her konuda olduğu gibi bu konuda da en açık itiraflar,
"açık sözlülüğü" ile tanınan Darwin'den gelmiştir.
Charles Darwin:
İçgüdüler
doğal seçmeyle kazanılabilir ve değişikliğe uğrayabilir
mi? Arıyı matematikçilerin büyük buluşlarını çok önceden
uyguladığı petek gözlerini yapmaya yönelten içgüdü için
ne diyeceğiz?326
İçgüdülerin
birçoğu öylesine şaşırtıcıdır ki, onların gelişimi okura
belki teorimi tümüyle yıkmaya yeter güçte görünecektir.327
Bir tek
kuşakta alışkanlıkla birçok içgüdü edinildiğini ve sonra
bunu izleyen kuşaklara soyaçekimle iletildiğini varsaymak
ağır bir yanılgı olur. Bildiğimiz en şaşırtıcı içgüdüler,
örneğin balarısının ve karıncaların birçoğunun içgüdüleri,
alışkanlıkla kazanılmış olamaz.328
Bir işçi
karınca ya da bir başka eşeysiz böcek, sıradan bir hayvan
olsaydı, bütün arılarının (özelliklerinin) doğal seçmeyle
yavaş yavaş edinilmiş olduğunu, yani yararlı küçük değişikliklerle
doğan ve bunları soyaçekimle döllerine ileten bireylerin
varlığını, ve onların döllerinin yeniden değiştiğini ve
yeniden seçildiğini vb. hiç duraksamadan kabul ederdim.
Ama işçi karınca ana babasından büyük ölçüde farklı bir
böcektir ve üstelik tümüyle kısırdır; bu yüzden art arda
edinilmiş yapı ve içgüdü değişikliklerini döllerine iletmesi
söz konusu olamaz. Bu durumun doğal seçme teorisiyle nasıl
uzlaştırılabileceği elbette sorulur.329
Aklı
tarif etmeye kalkmadım; fakat senin tecrübelerle ilgili
vurgulamalarını aldım ve solucanlara nasıl uygulanabileceğini
açıkladım. Bunların belirli bir akıl ile çalışmak zorunda
olduklarını düşünüyorum, fakat bunun sadece bir içgüdü olmadığını
düşünüyorum.330
Sonunda,
yavru guguğun üvey kardeşlerini yuvadan atması, karıncaların
köleleştirmesi, tırtıl sineği kurtçuklarının canlı tırtılların
içinde beslenmesi gibi içgüdüleri, özellikle bağışlanmış
ya da yaratılmış içgüdüler olarak değil de bütün organik
yaratıkların ilerlemesine yol açan genel bir yasanın, yani
çoğalmanın, değişmenin, en güçlülerin yaşamasının ve en
zayıfların ölmesinin küçük belirtileri olarak görmek, mantıklı
bir çıkarım olmayabilir, ama benim hayal gücüm için çok
daha doyurucudur.331
Daha
karmaşık içgüdülerin çoğu, bambaşka bir yoldan, basit içgüdüsel
eylem değişimlerinin doğal olarak seçilmesi ile kazanılmış
görünmektedir. Böyle değişimler, beyin oluşumunu etkileyen
ve vücudun öbür parçalarında da hafif değişimlere ya da
bireysel farklara yol açan aynı bilinmedik nedenlerden doğuyor
gibidir ve bilgisizliğimiz yüzünden, bu değişimlerin kendiliğinden
olduğu sık sık söylenmektedir. Daha karmaşık içgüdülerin
kökenine gelince, yaşantının ve değişiklik geçirmiş alışkanlıkların
etkilerini soyaçekimle kendilerine iletilebilecekleri hiçbir
döl bırakmayan işçi karıncaların ve arıların o pek şaşırtıcı
içgüdülerini düşünürsek, başka bir sonuca varamayız sanırım.332
Şu tahmin
üzerimde ağır basıyor. İçgüdüler, yapılar kadar hassas bir
biçimde aşamalı değişime uğramıyorlar. Kitabımda da belirttiğim
gibi, içgüdü veya yapının ilk olarak bilinçsiz aşamalarla
değişmesini anlayabilmek oldukça zordur.333
Francis Darwin (Charles
Darwin'in Oğlu):
|

Francis Darwin
|
"Çalışmanın
(Türlerin Kökeni'nin) 3. bölümünde birinci kısım tamamlanıyor
ve hayvanların alışkanlıkları ile içgüdülerindeki varyasyonlardan
söz ediliyor. Bu bölüm yapılarda meydana gelen varyasyonlarla
ilgili konuyu tamamlıyor. Bu konunun yazının başlangıç kısmına
dahil edilmesinin sebebi, içgüdülerin doğal seleksiyonla
gerçekleştiği fikrini imkansız olarak değerlendiren okuyucuların
aceleyle teoriyi reddetmemesini sağlamak. 'Türlerin Kökeni'nde
yer alan 'İçgüdüler Bölümü' özellikle "teorinin en ciddi
ve en açık zorluklarını içeren" konu. Ayrıca bölüm şu tartışmayla
sona eriyor; "vücuda ait belirli bazı yapıların içerdiği
mükemmellik, teorinin reddedilmesini neredeyse haklı çıkartıyor."
Bu başlık altında göz inceleniyor ve Türlerin Kökeni kitabında
ise bu konu 6. bölümde 'Teorinin Güçlükleri' kısmında inceleniyor.334
Gordon Rattray Taylor
(Evrimci genetikçi):
İçgüdüsel
bir davranış ilk olarak nasıl ortaya çıkıyor ve bir türde
kalıtımsal olarak nasıl yerleşiyor diye sorsak, bu soruya
hiçbir cevap alamayız.335
Biyologlar belirli bazı
davranış şekillerinin kalıtımının mümkün olduğunu ve aslında
bunun gerçekten görüldüğünü kabul ederler. Dobzhansky şunu
iddia etmektedir: "Tüm beden yapıları ve fonksiyonlar, hiçbir
istisna olmaksızın, çevresel zincirler sırasında oluşan
kalıtımın ürünleridir. Bu durum, hiçbir istisna olmaksızın
tüm davranış şekilleri için de geçerlidir". Bu doğru değildir
ve Dobzhansky gibi saygın birinin bunu dogmatik olarak savunması
acınacak bir durumdur. Bazı davranış şekillerinin kalıtımsal
olduğu doğrudur, ancak tümünün kalıtımsal olduğunu söylememize
imkan yoktur.
Açık olan gerçek şudur ki,
genetik mekanizma, belirli bazı davranış biçimlerini nesilden
nesile aktarabildiğine dair en küçük bir belirti bile göstermemektedir.
Genetik mekanizma sadece protein üretir. Belirli hormonlardan
daha fazla üreterek, davranışı genel olarak etkileyebilir;
örneğin bir hayvanı daha agresif veya daha pasif yapabilir
veya bir canlıyı annesine daha bağımlı hale getirebilir.
Ancak yuva yaparken gereken bir dizi hareket gibi belirli
bir davranış programını nesilden nesile aktarabildiğine
dair hiçbir delil yoktur.
Eğer
davranış gerçekten kalıtımsal ise, o halde nesilden nesile
aktarılan davranışın birimi nedir? Çünkü birimler olduğu
varsayılmaktadır. Hiç kimse bu soruya bir cevap verememiştir.336
Evrimcilerin Canlılardaki Fedakarlıklarla İlgili İtirafları
Doğa, hiç de evrimcilerin
iddia ettiği gibi sadece savaşın hakim olduğu bir yer değildir.
Aksine doğa, çoğu kez ölümü göze alan, kendi zararına olduğu
halde gösterilen fedakarlıkların ve akılcı iş birliklerinin
sayısız örnekleri ile doludur. Canlılardaki sayısız fedakarlık,
özveri ve dayanışma örnekleri evrimcilerin "doğa sadece
bir savaşım alanıdır, bencil olan, kendi çıkarlarını koruyan
üstün gelir" iddiasını geçersiz kılmaktadır.
John Maynard Smith (Ünlü
bir evrimci):
Eğer
doğal seleksiyon, bireyin yaşama şansını ve çoğalmasını
garanti eden özelliklerinin seçilimi ise, kendini feda eden
davranışları nasıl açıklayacağız?337
Prof. Cemal Yıldırım
(Evrim Kuramı ve Bağnazlık isimli kitabından):
19. yüzyılda
bilim adamları çoğunluk çalışma odalarında ya da laboratuvarda
kapalı kaldıkları, doğayı doğrudan tanıma yoluna gitmedikleri
için canlıların salt savaşım içinde olduğu tezine kolayca
kapılmıştır. Dünya çapında seçkin bir bilim adamı olan Huxley
bile kendini bu yanılgıdan kurtaramamıştı.338
Peter Kropotkin (Evrimci
yazar):
Darwin
ve onu izleyenler, doğayı canlıların sürekli olarak birbirleriyle
savaştıkları bir yer olarak tanımladılar. Huxley'e göre
hayvanlar alemi gladyatörlerin şovuna benziyordu. Hayvanlar
birbirleriyle savaşmakta, en hızlı ve en kurnaz olanı ertesi
gün savaşabilmek için hayatta kalmaktaydı. Ancak ilk bakışta,
Huxley'in doğaya bakış açısının bilimsel olmadığı anlaşılmaktadır.339
Scientific American
dergisi:
Aralarında
genetik bir bağlılık (akrabalık) olmamasına rağmen iki erkek
babon davranışlarda iş birliği konusunda iyi bir örnek teşkil
ederler. İki erkek babon herhangi bir konuda münakaşaya
girdiklerinde, babonlardan birisi üçüncü bir babondan yardım
isteyebilmektedir. Yardım isteyen babon, başını sürekli
olarak rakibi ve yardım istediği babon arasında öne ve arkaya
sallar. Bu yardımlaşmanın en akılcı izahı, yardıma gelen
babonun ileride bir güçlükle karşılaştığında yardım ettiği
babonun, kendisine yardım edeceğinden emin olması olarak
görülür. Ancak evrimin açıklayamadığı konu, bu yardımlaşmada
hilenin nasıl engellendiği ve yardım edilen babonun daha
sonra yardımı reddetmesine engel olan şeyin ne olduğu.340
Bilim Teknik dergisi:
Sorun, canlıların niye birbirlerine
yardım ettikleridir. Darwin'in teorisine göre, her canlı
kendi varlığını sürdürmek ve üreyebilmek için bir savaş
vermektedir. Başkalarına yardım etmek, o canlının sağ kalma
olasılığını bağıl olarak azaltacağına göre, uzun vadede
evrimde bu davranışın elenmesi gerekirdi. Oysa canlıların
özverili olabilecekleri gözlenmiştir.
Özveri
olgusunu açıklamanın klasik bir şekli, bunun grubun veya
türün çıkarına olduğu özverili bireylerden oluşan toplulukların
bencil bireylerden oluşan topluluklara kıyasla evrimde daha
başarılı olacağıdır. Ancak bu teoride belirtilmeyen nokta,
özverili toplulukların bu özelliklerini nasıl koruyacaklarıdır.
Öyle bir toplulukta belirecek tek bir bencil bireyin, kendisini
feda etmeyeceği için bir sonraki kuşaklara bencillik özelliklerini
daha yüksek oranlarda aktarabilmesi gerekir. Bir diğer belirsiz
nokta da, eğer evrim topluluk düzeyinde oluyorsa, bu topluluğun
boyutlarının ne olacağıdır. Aile mi, sürü mü, tür mü, yoksa
sınıf mı? Aynı anda birden fazla seviyede evrim olsa bile
çıkarlar çelişince sonuç ne olacaktır?341